*Dutların olgunlaştığı
bülbüllerin susmasından anlaşılır, çünkü hiç durmadan cıvıldaşan bu kuşlar
sadece dut yerken susarlarmış.
*Küçükkuyu ve çevresi milattan
önce 1275 yıllarına uzanan bir geçmişi vardır.
*Zeytin bütün kutsal kitapların
ağacıdır. Mısırlılar büyük tanrıları İsis’e zeytin ağacı vererek itibar
etmişlerdir. Yunanlılar zeytini kutsal
bir ürün olarak gördüklerinden toplama işini yalnızca bakire kızlara ve
erkeklere yaptırırlarmış. Atina olimpiyatlarında da şampiyonların başına zeytin
dalından taç takmak ve bir şişe zeytinyağı sunmak gelenek haline gelmiş...
*Türkmenlerin “Sarı Kız”
hikayesi: Sarıkız’ın annesi ölünce babası yeniden evlenmiş. Sarıkız’ı istemeyen
üvey anne kocasına baskı yaparak kızını dağlara bıraktırmış. Dağlarda kazlarla
yaşayan Sarıkız’ı bir gün avlanmaya çıkan bir prens görmüş ve kazların
arasında, altın saçları güneşte parlayan bu güzel kıza aşık olmuş. Sarıkız,
düğününde simli pullarla işlemeli küçük altınlarla süslü üç etek gelinliği
giydiğinde güzelliği ile dillere destan olmuş. Bunu gören üvey anne, kendi öz
kızını da götürüp dağlarda kazlarla baş başa bırakmış. Fakat onun kızı kurda
kuşa yem olmuş.
*Tam o sırada elektrikler
kesilmesin mi? Bahri amca hasta yatağından yanıt verdi: Yıllardır o vücut onda,
bu sefer de ezbere yıkansın.
*Kan bağımız var diye otomatik
olarak sevgi bağlarımızda mı olmalı? “Hiç emek harcamadan, sorumluluk almadan,
gerçek duygularımızı paylaşmadan, anlamadan, anlaşılmadan, korkularla iç içe
olan duyguların adı sadece kan bağımız var diye sevgi olarak adlandırılabilir
mi? Kan bağları aslında kanlı bağlar ama kimsenin bunu söylemeye cesareti
yoktur...”
*Başdeğirmen’de alabalık yemek-
çayın yanındaki dar patika yoldan dümdüz ilerlerken Başdeğirmen de görüş
alanlarına girmişti zaten. Ağaçların yoğunluğunda kaybolan gökyüzünden uzak,
zakkumlarla çevrelenmiş tahta masalar, masaların biraz ilerisinde suya çakılmış
kazıklar üstündeki ahşap platformlara atılmış döşeklerde kahvelerini içenler.
Kır lokantasında nehirden tutulmuş alabalıkları yiyenler, soyut zaman
kavramından uzaklaşmışlar.
*Başdeğirmen’in karşısındaki
köprünün Truva’ya giden antik yolun Mıhlı Çayı üzerindeki tek geçiş noktası
olduğu bilinmektedir. Nar gibi kızarmış,
defneli sarımsaklı alabalıklar ve yeşil salata...
“Fedakarlık, başkalarını esir
almanın en masum görünen, ama en acımasız yolu.”
BENCİL VE EGOİSTLİK HAKKINDA
Aslınd genelde bencil olmak ve
egoist olmak hep karıştırılır, oysa ikisinin tanımı çok farklıdır.
Bencil; kendini, kendi
mutluluğunu, kendi başarısını düşünür, bunun için çaba gösterir, önceliği daima
kendisinde. Kendine bu önceliği tanımlarken
sonuçlarından da kendisinin sorumlu olduğunu bilir.
Egoist; kendini, kendi
mutluluğunu, kendi başarısını düşünür, bunun için başkalarının çaba
göstermesini, onu keşfetmesini ya da onu anlamasını bekler ama çaba göstermez.
Sonuçlardan başkaları sorumludur, onun sorumluluğu yoktur.
Bencil; gerçekçidir, çünkü
yaşamın merkezinde kendi gerçekliği vardır.
Egoist; hayali küçük Ali’dir,
çünkü yaşamın merkezinde onu olmadığı gibi gösteren egosu vardır.
Bencil; kendisi için sever,
kendisi için aşık olur, kendisini varetmek için aşka teslim olur.
Egoist; sevgiden söz edebilir
ama asla sevemez, aşık olamaz çünkü ego, sevgi içinde yok olacağını bilir.
Bencil; kendi istediği gibi
yaşar.
Egoist; başkalarına kendisinin
istediği gibi yaşaması için baskı yapar. Oyunlar oynar, fedakarlık yapar,
karşısındakini istediği noktaya getirmek için yapacaklarının sınırıda, ölçüsü
de yoktur.
Bencil; kimseyi kendine mahkum
etmez. Çünkü mahkumiyetin kendisini boğacağını billir.
Egoist; herkesin ona mahkum
olmasını ister, başka türlü kendisini var edemez.
Bencil; haz almayı, mutlu
olmayı, keyif almayı hakkı olarak görür. Bunları elde etmek için de çaba
gösterir. Mutlu olur, keyif alıri haz alır o nedenle de çevresindekileri de
mutlu eder, haz verir, keyif aldırır.
Egoist; haz almaktan, mutlu
olmaktan, keyif almaktan korkar, çünkü o mutsuzluluğuyla beslenir. O nedenle de
çevresindekileri de mutsuz eder.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder